ç ğ ı ö ş ü ê î ß


İngilizce Türkçe
1-form (i). şekil, biçim, suret; beden, vücut, kalıp, cisim; cins, sınıf; tarz, usul, teamül; spor form; fiş, müracaat fişi; gelenek, etiket, hal; üslup; (matb). forma; (ing). (okullarda) sınıf: first form orta bir. bad form (ing). etikete aykırı davranış, uygunsuz tavır. form leeter basılmış hazır mektup. for forms sake adet yerini bulsun diye. in due form usul dairesinde. in good form iyi halde, keyfi yerinde. out of form pek iyi halde olmayan, keyifsiz; biçimsiz; spor formunda olmayan.
2-formalism (i). biçimselcilik, şekilcilik, dış görünüşe ve davranışlara önem verme.
3-former (i). biçimlendirici şey veya kimse.
4-formative (s)., (i). şekil veren, şekil verebilen, teşkil etmeye yarayan; (biyol). büyüyebilir, gelişme eğilimi olan; (i)., gram ek, takı; ekli sözcük.
5-formic (s)., (kim). karıncalarda bulunan bir aside ait; karıncalara ait. formic acid karınca asidi.
6-form (f). biçimlendirmek, şekil vermek; teşkil etmek, yapmak; düzenlemek, tertip etmek; edinmek, geliştirmek; kurmak; şekil almak; hasıl olmak, gelmek, çıkmak, zuhur etmek. form an opinion fikir edinmek.
7-formality (i). resmi olma, resmiyet; biçimcilik; formalite, usul, âdet.
8-formation (i). şekil verme, düzenleme; tertip; oluş, teşekkül, formasyon; (ask). birlik; (ask). düzen; (jeol). oluşum.
9-formication (i)., (tıb). karıncalanma.
10-formosa (i). Formoza, Tayvan'ın eski ismi.
11-formulary (i). formüler; (ecza). kodeks.
12-formalist (i). biçimci kimse; resmiyet taraftarı.
13-formal (s)., (i). resmi, usule uygun; biçimsel, şekli; (i). tuvalet, gece elbisesi. formal analogy (man). biçimsel karşılaştırma. formal call resmi ziyaret. formal garden geometrik şekillere göre düzenlenmiş şişek bahçesi. formal logic (man). yapısal mantık; genel mantık. formally (z). resmi olarak, usulen, resmen.
14-formless (s). şekilsiz, biçimsiz.
15-formulism (i). formüllere bağlılık; formüller sistemi.
16-formaldehyde (i)., (kim). formaldehit, formol.
17-formalize (f). resmileştirmek; şekil vermek; resmi olmak, teklifli olmak.
18-former (s). evvelki, önceki; öncel, eski, geçmiş, sabık; ilk bahsedilen: Of the two choices I prefer the former. iki şıktan birincisini tercih ederim. former times geçmiş zaman, eski günler.
19-formula (çoğ. -lae, -las) (i). usul, kaide; reçete, tertip; (mat)., (kim). formül.
20-formulate (f). formül halinde ifade etmek; kesin ve açık olarak belirtmek. formula'tion (i). formül şeklinde ifade etme, formül haline koyma.
21-formidable (s). korkulur, korkunç, dehşetli, müthiş, heybetli; pek zor. formidabil'ity (i). korkunçluk; güçlük. for'midably (z). korkulacak surette, dehşet verici bir şekilde.
22-format (i)., (matb). kitabın genel düzeni; (program) genel biçim.











Sık kullanılanlara ekleyin! Copyright © 2008 sozcukcevir.com