|
|
|
|
| 1-out | önek fazlasıyle, (öbüründen) daha iyi, daha çok: outstay, outbid outdrink. |
| 3-outbalance | f. daha ağır gelmek (tartı): geçmek, daha üstün gelmek. |
| 4-outbid | f. (-bade, -bidden, -bidding) açık artırmada fiyatı artırmak, fazla fiyat vermek. |
| 5-outbound | s. şehirden veya limandan dışarı giden (tren veya gemi). |
| 6-outbreak | i. feveran, patlama, patlak verme, isyan; baş gösterme, çıkma. |
| 7-outcast | i., s. toplumdan atılmış kimse; serseri kimse; s. mahrum bırakılmış. |
| 8-outcaste | i. Hindistanda kast dışı olan kimse, parya. |
| 10-outcrop | i. bir arz tabakasının yeryüzüne çıkması; bu suretle çıkıp görünen kaya. |
| 11-outcry | i. haykırış, çığlık, bağırış. |
| 12-outcry | f. başkasından daha çok bağırmak, bağırarak başkasının sesini bastırmak. |
| 13-outdo | f. üstün gelmek, geçmek. |
| 15-outdoors | z. i. dışarıya; dışarıda, açık havada; i. açık hava. |
| 16-outer | s., i. dıştaki; dışarıdaki; i. hedef merkezi çevresindeki dairenin dış kısmı.outer space yıldızlar ve gezegenler arasındaki boşlukç outermost s. en dıştaki. |
| 17-outfit | i., f. (-ted, -ting) takım donatısı; gereçler; A.B.D., k.dili askeri birlik; bir zaman için ihtiyacı karşılayan giyecekler; f. donatmak, gereçlerini sağlamak. |
| 18-outfitter | i. teçhizatçı; giyim eşyası satan kimse. |
| 19-outfox | f., A.B.D., k.dili daha atik davranıp galip gelmek, kurnazlık etmek. |
| 20-outgo | i. masraf, sarfedilen para. |
| 21-outgoing | s., i. sempatik dost tavırlı; giden, çıkan; i. gidiş, çıkış. |
| 22-outing | i. gezinti. outing flannel fanila, fanilaya benzer pamuklu kumaş. |
| 24-outlet | i. dışarı çıkacak yer, kapı; yol, ağız, delik; elek fiş. |
| 25-outlook | i. görünüş, genel görünüş, manzara; seyredilen yer. |
| 26-outlying | s. uzakta bulunan, sınır dışındaki. |
| 29-outpost | i. ileri karakol mevkii. |
| 30-outpour | i. dökülme, taşma, akma. |
| 31-output | i. randıman, verim; elektrik enerjisi. |
| 32-outrageous | s. çok çirkin, pek fena; edebe aykırı; pek insafsız. outrageously z. fazlasıyle; taşkınca; rezilce. out rageousness i. rezalet. |
| 33-outre | s., Fr. mübalağalı, abartmalı; acayip, garip. |
| 35-outrigger | i., den. avara demiri; patrisa mataforası; uskundra; dirsekli futa veya bunun ıskarmozu. |
| 37-outshine | f. başkasını gölgede bırakmak, daha fazla parlamak. |
| 38-outside | i., s., z., edat dış taraf; dış görünüş; s. dış; azami, en fazla;z. dışarıda,dışarıya; edat dışında. at the outside k.dili azami, olsa olsa. outside of A.B.D., k.dili -dan başka. |
| 39-outskirts | i. varoş, civar, dış mahalleler. |
| 40-outspoken | s. sözünü sakınmaz, doğru sözlü, samimi. |
| 42-outstrip | f. (-ped, -ping) yarışta geçmek; herhangi bir şeyde üstün çıkmak. |
| 43-outward | s., z., i. dış, harici; z. dışarıya doğru; görünüşte; i. dış, dış kısım; dıştaki alem; dış görünüş. |
| 44-outwardly | z. dıştan; dışa doğru; dıştan görünüşe göre, görünüşte. |
| 45-outwear | f. daha fazla dayanmak; yıpranmak; tüketmek. |
| 46-outburst | i. birdenbire patlayış, patlak verme; feveran. |
| 47-outclass | f. üstün olmak, üstün gelmek. |
| 48-outgrow | f. (-grew, -grown) büyüdükçe giysileri küçük gelmek; zamanla bırakmak veya vaz gecmek. |
| 49-outguess | f. önceden tahmin edip galip gelmek. |
| 50-outhouse | i. ayrı kulübede apteshane; çiftlikte asıl binadan ayrı ufak bina; çoğ. müştemilat. |
| 51-outlawry | i. kanuna karşı gelme; kanun dışı kılma. |
| 52-outlay | i. masraf, giderler; harcama. |
| 54-outright | z., s. sınırsız olarak, birden, yekten; bütün bütün, tamamen; dosdoğru; doğrudan dogruya; s. sınırsız; tam, bütün; devam eden; karşılıksız; düpedüz. |
| 55-outrunner | i. bir arabanın önünde veya yanında koşan uşak. |
| 57-out | z., edat, i., ünlem, s., f. dışarı dışarıda; dışarıya; dışında; arasından; meydana, ortaya; sız (kalmış); bütün bütün, tamamen: sonuna kadar; yüksek sesle; edat dışarıya, dışarıda; i. işinden çıkarılmış yenik parti üyesi; bahane, çözüm yolu; beysbol vurucunun sırasının bitmesi; muhalif kimse; matb. mürettip tarafından atlanmış kelime; ünlem Dışarı! Defol!; s. dışarıdaki, dış; top oyun larında vurucu olmayan; anormal; kullanılmaz; zararda olan; yanılmış; f., eski kovmak. kapı dışarı etmek; argo vurup düşürmek, nakavt etmek; meydana çıkmak, aşikâr olmak. out and away pek çok, fersah fersah. out and out bütün bütün, tamamen, her yönüyle. out of breath nefesi kesilmiş, soluk soluğa. out of commission bozuk. out of countenance utanmış. out of danger tehlikeyi atlatmış. out for a good time eğlence peşinde. out of order bozuk; düzensiz veya sırasız. out of patience sabrı tükenmiş. out of pocket sarfedilmiş, cepten çıkmış. out of print mevcudu bitmiş (kitap). out of reach el erişmez, uzak. out of season mevsimsiz, vakitsiz. out of sorts rahatsız, keyifsiz; dargın. out of spirits canı sıkkın, neşesiz. out of things uzaklaşmış, uzaklaştırılmış. out of time müz. vuruşa uygun olmayan. Out with it! Haydi söyle! Anlat! cry out yüksek sesle bağırmak, haykırmak. die out sönmek: nesli tükenmek. pass out dağıtmak; bayılmak; toplantıdan sıra ile çıkmak (öğrenciler). pour out boşaltmak. time out of mind öteden beri, eskiden beri. tired out çok yorgun, bitkin. at outs (with) dargın. far out, way out argo şahane, harika. He is out to lunch. Yemek için dışarı çıktı. Latin has gone out as a spoken language. Latince konuşma dili olmaktan çıktı. The fire is out. Yangın söndü. The stars are out. Yıldızlar görün- mekte. |
| 58-outboard | s., den. takma motorlu, dıştan motorlu. outboard motor takma motor. |
| 60-outofdoors | z., i. dışarıda; i. dışarıda olan şey. |
| 63-outflank | f. yandan geçip arkasına varmak. |
| 64-outgo | f. (-went, -gone) geçmek. |
| 65-outgrowth | i. bir başka şeyden gelişerek büyüyen şey; fazlalık; doğal bir sonuç veya gelişme. |
| 66-outlandish | s. tuhaf, acayip; k.dili saçma, uzak. |
| 67-outlaw | i., f. kanuna karşı gelen kimse; kanuni haklardan yoksun bırakılmış kimse, sürgün; f. yasaklamak; kanun dışı ilan etmek; kanuni haklardan yoksun bı- rakmak. |
| 68-outline | i., f. resim veya haritanın ana hatları; taslak; f. taslağını çizmek. |
| 70-outrage | i. zulüm; rezalet; namusa tecavüz; hakaret. |
| 71-outrider | i. bir arabanın yanı sıra giden atlı uşak. |
| 72-outsize | i., s. çok büyük boy; s. büyük boyda olan. |
| 75-outface | f. birinin yüzüne yıldırıncaya kadar bakmak; karşı durmak, meydan okumak. |
| 76-outfield | i., beysbol, kriket iç sahanın dış tarafı veya orada oynayan oyuncular. outfielder i. dış saha oyuncusu. |
| 77-outwit | f. daha akıllı olup galip gelmek. |
| 79-outlive | f. birinden fazla yaşamak. |
| 80-outrage | f. fena surette bozmak, kötü davranmak; sövüp saymak; tecavüzde bulunmak. |
| 81-outshoot | f., i. vuruşta geçmek; dışarı uzamak; i. dışarı çıkan şey. |
| 82-outsmart | f., A.B.D., k.dili daha akıllı olup galip gelmek. |
| 83-outsider | i. bir grubun dışında olan kimse. |
|
|
|
|