|
|
|
|
| 1-pee | i., f., k.dili çiş, idrar; f. işemek. |
| 2-peel | f., i. kabuğunu soymak; derisini yüzmek; kabuğu veya derisi soyulmak (güneş yanığından); k.dili soyunmak; i. meyva veya sebze kabuğu. keep one's eyes peeled tetikte olmak. peel off askeri uçuşlarda gruptan ayrılıp inişe gecmek. peeling i. soyulmuş kabuk. |
| 3-peerless | s. emsalsiz, eşsiz. peerlessly z. emsalsizce. peerlessness i. emsalsiz oluş. |
| 4-peek | f., i. gözetlemek, gizlice bakmak; i. gözetleme, göz atma. |
| 5-peel | i. ingiltere ile iskoçya arasındaki sınırda bulunan kare şeklinde eski kule. |
| 6-peeper | i. civciv gibi öten hayvan; bir çeşit kurbağa. |
| 7-peel | i. fırıncı kureği; den. kürek palasu. |
| 8-peer | i. akran, küfüv, emsal; kanun önünde aynı haklara sahip olan kimse; ingiliz asılzadesi. |
| 9-peep | f., i. civciv veya fare gibi cik cik diye ses çıkarmak; ince ve cırtlak sesle konuşmak; i. civciv sesi. |
| 10-peep | f., i. kapı aralığından gizlice bakmak, gözetlemek, slang. dikizlemek, röntgencilik etmek; aşılmak (çiçek); i. kaçamak bakış; bir yarık veya delikten gözetleme. peep hole i. gözetleme deliği. peeping Tom röntgenci. peep of day gün ağarması. peep show büyüteçle küçük bir delikten seyredilen resimler. peep sight tüfekte delikli arpacık. |
| 11-peekaboo | i. çocuklara ce yapılan oyun. |
| 12-peeve | f., i., k.dili sinirlendirmek, hırçınlaştırmak; sinirlenmek, huysuzlaşmak; i. yakınma. peeved at -e küskün. |
| 13-peevish | s. titiz, huysuz, ters, aksi, hırçın. peevishly z. huysuzca, hırçınlıkla. peevishness i. huysuzluk, aksilik, hırçınlık. |
| 14-peeler | i., ing., (argo) polis. |
| 15-peen | i. çekiç başının aksi ucu. |
| 16-peeper | i. gizlice gözetleyen kimse; (argo) göz. |
| 17-peer | f., into ile gözetlemek, tecessüsle bakmak; bir delikten bakmak veya çıkmak; out ile aralıktan bakmak, çıkmak. |
| 18-peerage | i., ing., asılzadelik; asılzadeler sınıfı; asılzadelerin nesep kitabı. |
| 19-peewee | s., i. çok ufak; i. ufak boylu kimse, ufak şey. |
|
|
|
|
|