|
1-well | z., s. (better, best) iyi, güzel, hoş, ala, iyice; hakkıyle, Iâyıkıyle; çok, pek; tamamen, hayli, oldukça; s. iyi, güzel; sıhhatça iyi, sıhhatli; kârlı, elverişli. Well begun is half done iyi başlayan iş yarı yarıya bitmiştir. well on in life yaşı hayli ilerlemiş. well past forty kırkını hayli geçmiş. well up on the list listenin başlarında. all very well uygun, yerinde. as well de, da, dahi, bile. as well as olduğu kadar, ile beraber, -e ilâveten. I wish him well iyiliğini temenni ederim ,Allah muvaffakiyetler versin. It is all very well but iyi, hoş ama. well and good kabul, tamam, peki. You may well say that Bunu söylemekte hakllsınız. Well donel Aferin! Bravo! We might as well stop Dursak iyi olur Bıraksak iyi olur. |
5-wellspoken | s. yerinde söylen miş; hoş sohbet, sohbeti tatlı. |
7-wellaimed | s. doğru nişan alınmış, doğru atılmış; iyi maksat ile yapılmış. |
8-well | kıs. we will, we shall. |
11-wellrounded | s. geniş kap samlı, çok yönlü; dolgun, tombul. |
13-wellwisher | i. başkasının iyiliğini isteyen kimse. |
16-wellington | i. Wellington, Yeni Zeland'ın başkenti; çoğ. çizme. |
17-well | (ünlem) Pekâlâ! Ya! Hayret! Olur şey değil! Sahi ! Eh ! Haydi. I Well, to be sure... Eh olabilir. Well, well ! Vah vah ! Aman efendim ! Hayret ! Well, as I was saying Ha ! Diyordum ki. |
19-welldone | s. başarılı, iyi yapılmış; iyi pişmiş. |
20-wellworn | s. iyice eskimiş, çok giyilmiş; bayatlamış; lâyık, hak edilmiş, değimli. |
23-welltodo | s. zengin, hali vakti yerinde olan. |
24-well | i., f. kuyu, çeşme, memba, kaynak; pınar; hokka; sahanlık, merdiven veya asansör boşluğu; f. kaynamak, yerden fışkırmak. well up yükselmek. well sweep kaldıraç. |
25-wellhole | i. merdiven için bırakılan boşluk; kuyu. |
27-welltimed | s. vakti iyi ayarlanmış, zamanlı. |
30-welloff | s. hali vakti yerinde olan, mutlu. |
|
|
|
|
|