| İngilizce (english) | Türkçe (turkish) |
| the | (eski ye) (s.), (z.) bir, o (tarif edatı, harfi tarif, belirtme sıfatı); (z.) ne kadar, o kadar (mukayese sıfatlarından evvel). The more I see him the better I like him. Onu her gördüğümde daha çok seviyorum. |
| theanthropic | (s.) hem Allaha hem insana ait, hem ilahi hem insani. |
| thearchy | (i) Allahın veya bir ilahın saltanatı; ilâhlar grubu. |
| theater | (İng.) tre (i.) tiyatro; tiyatro binası; amfiteatr, amfi; olay yeri, alan, meydan, sahne. |
| theatergoer | (i.) tiyatro meraklısı. |
| theaterintheround | (i.) ortası arena şeklindeki tribünlü tiyatro. |
| theatrical | (s.), (i.) tiyatroya ait, temsili, gösteriş kabilinden, yapmacık, sahte; (i.), (çoğ.) amatörler tarafından oynanılan piyesler. theatrical makeup sahne makyajı. theatricalism (i.) gösteriş için fazla heyecanlı davranma. theatrically (z.) sahnede imiş gibi. |
| theatrics | (i.) piyesi sahneye koyma; dramatik etki yapma sanatı; sahte heyecan gösterisi. |
| theca | (i.) (çoğ. cae) (biyol.), (bot.) kılıf, mahfaza. |
| thedansant | (çoğ. thes dansants) (Fr.) danslı çay. |
| thee | (zam.), eski (thou zamirinin i hali) seni, sana; sen. |
| theft | (i.) hırsızlık, çalma. petty theft adi hırsızlık. |
| thein , theine | (i.) tein, kafein. |
| their | (zam.) onların. |
| theirs | (zam.) onlarınki. of theirs onların, onlara ait. |
| theism | (i.) Allaha veya ilahlara itikat; Allaha inanma; tektanrıcılık. theist (s.), (i.) Allaha inanan, tektanrıcı (kimse). theis'tic(al) (s.) Allaha iman kabilinden. |
| theism | (i.), (tıb.) çay iptilasından hasıl olan hastalık. |
| them | (zam.) onları, onlara. |
| thematic | (s.) bir konuya ait; (dilb.) köke ait; (müz.) esas makama ait. |
| theme | (i.) mevzu, konu, madde, tem, tema; öğrenciye verilen yazı ödevi; (dilb.) kök, gövde; (müz.) tema; (tar.) Bizans imparatorluğunda idari bölge. theme song bir dans orkestrasının kendisini belirtmek için kullandığı müzik parçası. |
| themselves | (zam.) kendileri, kendilerini, kendilerine, kendilerinde. |
| then | (z.), (s.), (i.) o zaman, o vakit; ondan sonra, derken; başka zaman, sonra; ayrıca; şu halde, öyle ise; netice olarak; bunun için; (s.) o zaman vaki olan; (i.) o zaman. then and there hemen, derhal. And if the bed should catch fire, what then? Yatak ateş alsa, ne olur sonra? and then some küsur. by then o zamana kadar. now and then bazen, ara sıra, arada bir. since then o zamandan beri. the then president o zamanın başkanı. |
| thenar | (i.), (anat.) avuç, aya; ayanın başparmak hizasındaki kabartısı, tenar. |
| thence | (z.) oradan, o yerden; o vakitten; o sebepten. thenceforth', thencefor' ward (z.) o vakitten beri. |
| theo | önek Allah, ilah. |
| theocentric | (s.) Allahı her şeyin merkezi olarak tanıyan. |
| theocracy | (i.) teokrasi, dincierki; Allah namına papazlar idaresi; böyle idare olunan memleket. the'ocrat (i.) böyle bir idarenin reisi; Allahın verdiği şeriata göre işleri idare eden kimse. theocrat'ic(al) (s.) teokratik. |
| theodicy | (i.) en yüksek iyiliğin meydana gelebilmesi için fenalığın gerekli olduğunu iddia ederek Allahın tedbirlerini haklı çıkaran felsefe. |
| theodolite | (i.) teodolit, yatay ve düzey açılan öIçmeye mahsus yer ölçümü aleti. |
| theogony | (i.) ilahların soylarını yazan kitap. |