| İngilizce (english) | Türkçe (turkish) |
| ben | i., z. banağacı, sorkun ağacı, bot. Moringa aptera; bu ağacm tohumu, bu tohumdan çıkanlan ince yağ; iskoç iç oda; z. içinde. |
| bench | i., f. sıra, bank; peyke; yargıçlık mevkii ve rütbesi; yargıçlar heyeti; tezgâh; üzerinde hayvanların teşhir edildiği platform; f. sıraya oturtmak; sıralar koymak (bir yere), sıralarla donatmak; spor oyun harici etmek, oyundan çıkartmak. on the bench spor oyun dışı, hariç. bench mark sabit nokta, bir ölçüyü sonradan hatırlayabilmek için kullanllan işaret. |
| bencher | i., ing., huk. avukatlar barosunun idare meclisi üyesi. |
| bend | f. kıvlrmak, bükmek, eğmek; yola getirmek (birisini), razı etmek; den. bağlamak; kıvrılmak, bükülmek, edilmek; kuvvetini bir tarafa yöneltmek bend to veya towards aklı yatmak (bir şeye).on bended knee yalvararak, diz çökmüş durumda. bendable s. eğilir, eğrilir, bükülür. |
| bend | i. kıvtılma, kıvrılış, kıvrım; dirsek; kavis; inhina; dönemeç, viraj; den. bağ, düğüm. |
| bender | i. kerpeten gibi eğme ve bükme işlerinde kullanılan araç; A.B.D. (argo) içki âlemi; ing, (argo) altı penilik para. |
| bending | i. eğme, bükme, kıvırma, inhina, meyil. bending claw kıskaç. bending iron eğme demiri. bending machine eğme makinas. |
| bends | i., çoğ., k.dili the ile dalglçlann su yüzüne fazla süratle çıkmalanndan ileri gelen tehlikeli bir hastalık. |
| beneath | z., (edat) altına, altında, altta; (edat) aşağıda, -den aşağıda; rütbece altında; yakışık almaz. beneath one's dignity -e yakışmaz, yakışık almaz. |
| benedicite | i., (ünlem) şükretme;(ünlem) Hamd olsun! |
| benedick | i. Shakespeare'in Much Ado About Nothing,- adlı oyununda kendine çok güvenip de sonunda evlenen bekâr: yeni evli adam. |
| benedict | i. uzun bir bekârlık devresinden sonra evlenen adam; yeni evli adam; evli adam. |
| benedictine | i., s. Benediktin papazları tarikatlnln üyesi; k.h. ilk önceleri Benediktin papazlan tarafından yapılan bir Fransız likörü; s. bu tarikata ait. |
| benediction | i. takdis, kilise ayinlerinin sonunda okunan takdis duasıı; takdis sonunda hasıl olan bereket, rahmet. |
| benefaction | i. iyilik, ihsan, hayır, nimet. |
| benefactor | i. iyilik eden kimse; hayır sahibi; velinimet. benefactress i. hayır sahibi kadır. |
| benefice | i., ing. maaşlı papazlık makamı; arpalık, tımar. beneficed s. maaşlı makam sahibi olan; arpalık sahibi olan. |
| beneficence | i. iyilik, hayır, lütuf, ihsan. |
| beneficent | s. iyilik eden, hayır yapan, lütufkar. beneficently z. iyilik ederek. |
| beneficial | s. hayırlı; faydalı, yararlı. beneficial association huk. hayır cemiyeti, umumi menfaatlere hizmet eden cemiyet. beneficial enjoyment huk. malik sıfatlyla kendi nam ve hesabına tasarruf. beneficially z. faydalı bir şekilde. beneficialness i. faydalılık. |
| beneficiary | i., sig. faydalanan kimse, müstefit sahip; maaşlı papazlık makamı veya tımar sahibi. |
| benefit | i., f. fayda, kar, yarar, menfaat; menfaat için tertiplenen eğlence veya gösteri; hak, imtiyaz, yetki; f. hayır işlemek, iyiliği dokunmak; istifade etmek, yararlanmak. benefit of clergy eskiden ruhban sınıfına tanınan dokunulmazlık imtiyazı. |
| benelux | i. Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, Benelux Devletleri. |
| benevolence | i. iyilikseverlik; cömertlik; yardım, sadaka. |
| benevolent | s. yardımsever, başkalarına iyilik etmek isteyen; kar gayesi gütmeyen.benevolently z. yardımseverlikle. |
| bengal | i. Bengal. Bengal light işaret vermede kullanılan mavi maytap. |
| bengasi | i. Bingazi, Libya,nın başkenti. |
| benighted | s. bilgisiz; gece karanIığına kalmış. |
| benign | s. iyi kalpli, merhametli, şefkatli; tıb selim (tümör). benignly z. merhametle. |
| benignant | s. iyi huylu, merhametli, müşfik. benignantly z. müşfik bir sekilde. |