|
|
Aranan kelime (Searched word): deli
| İngilizce (english) | Türkçe (turkish) | | delineate | (f). şeklini çizmek, resmetmek, portresini çizmek, tasvir etmek, tarif etmek. delinea'tion (i). resmetme, çizme; resim, şekil, kroki; tarif, vasıflandırma, nitelendirme. | | delimit | (f). tahdit etmek, sınırlamak, hudut tayin etmek. | | delict | (i)., (huk). haksız fiil, suç. | | deliverer | (i). kurtaran kimse, kur tancıkimse ; teslim eden kimse; dağıtıcı,evlere tevzi eden kimse. | | deliberate | (f). düşünmek, ölçünmek, üzerinde durmak, tartmak, mütalaa etmek, istişare etmek. delibera'tion (i). üzerinde düşünme, kafa yorma, mütalaa; müzakere; tartışma; karar vermekte ihtiyat. deliberative (s). düşünceli, ihtiyatlı; düşünen, müzakere eden, karar vermede acele etmeyen. | | delicate | (s). nazik, narin, ince, zayıf, kolay kırılır; hassas,(aletler) dakik, titiz; en ufak değişiklikleri kaydeden , hassas; nefis, leziz; güzel, zarif, kibar; açık (renk). delicately (z). nazikane, zarif bir şekilde, incelikle delicateness (i). incelik, zarafet, nezaket. | | delicious | (s). Ieziz, lezzetli, nefis, güzel, tatlı. deliciously (z). nefis bir şekilde. | | deliberate | (s). kasti, önceden düşünülmüş,mahsus ; düşünceli, ihtiyatlı, tedbirli, telaşsız, aklı başında, ağır. deliberately (z). kasten, düşünerek, mahsus. | | delivery | (i). kurtarma, kurtuluş; teslim, postadan mektupların dağıtılması, tevzi; doğum; konuşma tarzı; topa vuruş, servis (beysbol). deliveryman (i). satılan malı eve kadar götüren kimse. | | deliquesce | (f). kendi kendine havadan rutubet kapıp yavaş yavaş erimek. deliquescent (s). havadan çektiği su ile eriyebilen. deliquescence (i). havadan çektiğisu ile eriyebilme. | | deliver | (f). tevdi etmek, teslim etmek, bırakmak, vermek; kurtarmak, serbest bırakmak; çocuğu almak, doğurtmak; irat etmek, söylemek (nutuk); atmak (tokat); hüküm vermek. deliver oneself of konuşma haline dökmek. be delivered of doğurmak. | | delight | (f)., (i). memnun etmek, sevindirmek; memnun olmak, sevinmek; hazzetmek, zevk almak, eğlenmek; (i). sevinç, zevk, keyif, haz; sevinç verme hassası; füsun, sihir. be delighted with -den memnun olmak. delightful (s). hoş, latif, güzel, şirin. delightfully (z). zevkle, hazla, memnuniyetle. | | delicacy | (i). Iezzetli şey; incelik, nezaket, zarafet, hassasiyet, kibarlık. | | delicatessen | (i). mezeci dükkânı,şarküteri. | | delinquent | (s)., (i). kabahatli, vazifede ihmalkâr olan, suçlu, mücrim; zamanı geldi- ği halde ödenmemiş; (i). görevini ihmal eden kimse, kabahatli kimse, suçlu kimse. juvenile delinquent (huk). çocuk suçlu. delinquency (i). kabahat, kusur, hata; ihmalcilik. | | delirium | (i). hezeyan, sayıklama; çılgınlık; taşkınlık. delirium tremens içki iptilâsından gelen titremeli hezeyan. | | deliverance | (i). teslim etme, verme; kurtarma, kurtuluş; fikrini açıklama. |
|
|