| İngilizce (english) | Türkçe (turkish) |
| eardrop | (i). sallantılı küpe. |
| earthly | (s). dünyaya ait, dünyevî; imkân dahilinde, (k.dili) akla yatkın. of no earthly use hiç bir faydası olmayan, beş para etmez. earthlyminded (s). maddi fikirlere sahip, dünyevi fikirli .earthliness (i). dünyevî oluş, maddilik; imkan dahilinde oluş. |
| ear(2) | (i)., (f). Başak; (f). başaklanmak, Başak bağlamak, başak tutmak. in the ear kabuklu. |
| earache | (i). kulak ağrısı. |
| earth (2) | (f) inine kaçırmak (tilki); inine kaçmak; (elek.) toprağa bağlamak. |
| earthling | (i). yeryüzünde yaşayan kimse, fani kimse; kendini dünya işlerine vermiş kimse. |
| earnings | (i). kazanç, kâr; maaş, gelir. |
| earthwork | (i)., (ask.) toprak tabyası, topraktan yapılan set, siper. |
| earthen | (s). topraktan yapılmış, toprak. |
| earshot | (i) işitilecek mesafe, kulak menzili, kulak erimi. |
| earwax | (i). kulak kiri, kulak salgısı. |
| earn | (f). kazanmak, edinmek, hak etmek. |
| earphone | (bak) headphone. |
| earthborn | (s). insanoğlu; fani, dünyevi. |
| earful | (i).,( .A.B.D.), (k.dili) üzerinde çok durulan bir söz; dedikodu havadis; azarlama. |
| earnest(2) | (i)., (huk.) pey, kaparo, avans, teminat. earnest money teminat akçesi, pey akçesi. |
| earl | (i). kont earl'dom (i). kontluk, bir kontun unvanı ve sahip olduğu topraklar. |
| earpick | (i). kulak temizleyecek alet. |
| earwig | (i). kulağa kaçan, (zool.) Forfi cula auricularia. |
| earmark | (i)., (f). hayvanların kulaklarına takılan marka; damga; (f). kulağa işaret koymak; belirli bir maksatla ayırmak, bir yana koymak, tahsis etmek. |
| earring | (i). küpe. |
| earsplitting | (s). kulak tırmalayıcı, sağır edici (ses). |
| earth (1) | (i). dünya yeryüzü, arz; toprak, kara, zemin; bu dünya; dünya halkı; (kim.) nadir toprak alkali metallerinden her biri; elektrik akımının devresini tamamlayan toprak. earth flax asbest. earth movement (jeol.) Dünya kabuğunun hareketi. earth science dünyanın oluşumunu ve özelliklerini inceleyen çeşitli ilimler. come down to earth hayal kurmaktan vazgeçmek, gerçekçi olmak. run to earth yakalayıncaya kadar kovalamak; buluncaya kadar aramak. scum of the earth ayaktakımı .Why on earth? Ne halt etmeye...? Acaba neden...? |
| early | (s)., (z). erken; eski; ilk, ilkel; (z). vakitsiz, vaktinden evvel. early bird erken kalkan, sabahçı. The early bird gets the worm Erken davranan istediğini elde eder. early riser erken kalkan kimse .at an early age çocukken.at your early convenience sizin için uygun olan ilk fırsatta. |
| earnest(1) | (s). ciddi; gerçek, hakiki; istekli; içten, samimi. in earnest ciddi olarak, samimiyetle, gerçekten. |
| earthy | (s). topraktan ibaret, toprağa benzer, topraklı; kaba, incelikten yoksun. |
| earthbound | (s). maddi; toprağa sıkıca bağlı. |
| ear(1) | (i). kulak, işitme duyusu; müziğin inceliklerini sezebilme yeteneği; testi kulpu gibi kulak şeklinde olan herhangi bir şey; dikkat, kulak verme .ear flap soğuktan koruyucu kulaklık. ear lobe kulak memesi .ear trum pet ağır işiten kimselerin kullandıkları kulak borusu. a word in your ear gizli söz, sır .be all ears kulak kesilmek, dikkatle dinlemek. by ear (müz.) notasız, kulaktan. give ear to kulak vermek, dinlemek. have an ear for music müzik kulağı olmak. keep an ear to the ground yeni haberlerle ilgilenmek. Iend an ear kulak vermek, dinlemek. play by ear notasız çalmak; olaylara göre hareket etmek. prick up one's ears kulak kabartmak . put a flea in one's ear imada bulunmak, kulağını bükmek, ikaz etmek. turn a deaf ear kulak asmamak, aldırmamak. up to the ears in work fazla meşgul. Did your ears burn? Kulaklarınız çınladı mı? Sizden bahsediyorduk. |
| earlap | (i). kulaklık; kulak memesi, kulak kepçesi. |
| earthworm | (i). solucan, yer solucanı, (zool.) Lumbricus terrestris. |