|
|
Aranan kelime (Searched word): far
| İngilizce (english) | Türkçe (turkish) | | farinaceous | (s). un kabilinden,un gibi, nişastalı, irmikli. | | farmost | (s). en uzak. | | faro | (i). bütün oyuncuların kâğıdı dağıtana karşı oynadıkları bir çeşit iskambil oyunu. | | farther | (s)., (z). daha uzak, daha uzun, öteki, ötedeki; (z). daha uzakta, daha ötede, daha ilerde; daha uzağa, daha fazla; bundan başka, ayrıca, buna ilâveten. farthermost (s). en uzak, en ötede, en ileride; (bak). further. | | far | (z)., (s). uzak; (s). uzak, uzun,,, daha uzun olan; ilerlemiş. far and away pek çok. far and near, far and wide her yerde. far be it from me. Allah esirgesin. Bana göre değil. Ben yapmam. few and far between seyrek. Far East Uzak Doğu. Far from it. Ne münasebet. Bilâkis. Hâşa! fargone (s). çok hasta, çok ilerlemiş, çok deli, çok sarhoş. far off çok uzak; dalgın. far West uzak Batı, özellikle (A.B.D).'nin batı eyaletleri. a far cry büyük fark. as faras he is concerned ona kalırsa, ona sorarsan. by far büyük bir farkla. go far ileri gitmek, çok dayanmak, tesirli olmak. He will go far. Başaracak. how far nereye kadar. So far so good. Her şey yolunda. | | farce | (i)., tiyatro gülünçlü tiyatro oyunu, fars; maskaralık, saçma. | | farmer | (i). çiftçi; çiftlik sahibi veya kiracısı. farmer-general eski Fransa'da mültezim. | | farreaching | (s). uzaklara erişen,şümullü, geniş kapsamlı, geniş mikyasta. | | farad | (i). elektrik kuvvetini ölçmeye mahsus bir ölçü birimi, farad. faradiza'tion (i). (tıb). endüklenmiş elektrik akımiyle tedavi. | | farceur | (i)., (Fr). şakacı, muzip; gülünçlü tiyatro oyunu yazan veya oynayan kimse. | | farinose | (s). un veren; (bot)., (zool). una bulanmış gibi beyaz tozla kaplı. | | farm | (i). çiftlik, tarla; su altında kabuklu deniz hayvanları yetiştirmek için ayrılan saha; beysbol idman takımı; eski bir belediye veya mıntıkadan tarhedilen vergi; eski bu verginin mültezimliği. farm hand çiftlik amelesi, rençper. | | farrow | (i)., (s)., (f). bir batında doğan domuz yavruları; (s). yavrulamayan (inek); (f). yavrulamak (domuz). | | fart | (i)., (f)., kaba yellenme, osuruk; (f). yellenmek, osurmak. | | farfamed | (s). çok meşhur, şöhreti çok yaygın. | | farrier | (i)., (ing). nalbant, orduda baş nalbant; baytar. farriery (i). nalbantlık. | | farcical | (s). gülünç, tuhaf, maskaralık kabilinden. | | fare | (i). yol parası, bilet ücreti; navlun; yolcu, kayık veya araba yolcusu; yiyecek. bill offare yemek listesi. full fare tam bilet; tam navlun. half fare yarım bilet; yarım navlun. plentiful fare bol yemek. poor fare kötü yemek. | | farthingale | (i). eskiden kadınların giydiği çemberli etek veya iç eteği, jüpon, etegi kabartmak için alttan takılan çember. | | farina | (i). mısır unu, irmik, nişasta. | | farthest | (s). en uzak; un uzun; (z). en uzakta, en ötede, en ilerde, en uzağa; (bak). furthest. | | farthing | (i). çeyrek peni (eski biringiliz parası). It isn't worth a farthing. Beş para etmez. | | farflung | (s). çok yaygın, uzak yerlere yayılmış. | | farrago | (i). karmakarışık şey. | | farmyard | (i). çiftlik avlusu, çiftlik binaları arasındaki meydan. | | farseeing | (s). uzağı gören, basiret sahibi. | | farmhouse | (i). çiftlik evi. | | fare | (f)., eski olmak, vaki olmak; başından geçmek; yemek yemek; geçinmek, yemek temin etmek; eski yolculuk etmek. Fare ye well. Uğurlar olsun, selâmetle. fare forth yola çıkmak. fare ill işleri yolunda gitmemek. fare sumptuously bol bol yiyip içmek, sefa sürmek. | | farewell | ünlem, (i)., (s). Uğurlar olsun, Güle güle. (i). ayrılma, gitme; veda, geçirme,uğurlama; (s). son, ayrılma. farewell dinner veda yemeği. | | farfetched | (s). tabii olmayan, zorlanmış, zoraki. |
|
|