| İngilizce (english) | Türkçe (turkish) |
| present | s. şimdiki; hazır, mevcut; gram. şimdiki zamanı gösteren. in the present case bu durumda; gram. şimdiki zaman kipinde. the present writer bu yazıyı yazan, imza sahibi. the present worth of şimdiki değeri. |
| presentation | i. sunma, takdim; gösterme; huzura çıkma; verilme, sunulma; tiyatro oyunu; psik. kavrama gücü; tıb. doğumda ceninin duruş şekli. presen- tation copy hediyelik nüsha. |
| presentative | s., psik. akıl ile kavranır; hemen kavrayan veya hisseden. |
| presentee | i. görev veya ödenek alan kimse. |
| presentiment | i. önsezi. |
| presentive | s. bir fikir veya kavramı akla getiren. |
| presentment | i. sunma, takdim; göz önüne koyma, sergileme; betimleme, resim; huk. büyük jüri raporu; tic. senet gösterme. |
| present | f. takdim etmek, sunmak, arz etmek; tanıştırmak; huzura çıkarmak; göstermek; bir memuriyet için ismini arz etmek; nişan almak (tüfek). present a person with a thing, present a thing to a person birisine bir şey sunmak. present an appearance görünmek; hazır bulunmak. present arms ask. silâhı önde tutarak selâm vaziyetinde durmak. present oneself meydana çıkmak, görünmek. present some difficulty güçlük çıkarmak. |
| present | i. şimdiki zaman; şimdiki durum; gram. hal kipi, şimdiki zaman kipi. at present şimdiki halde, şimdiki durumda. for the present şimdilik, şu anda. |
| presentable | s. takdim olunabilir, sunulabilir; düzgün görünüşlü. |
| presently | z. birazdan; şimdi, şimdilik; (eski) veya leh. derhal, hemen. |
| present | i. hediye, bahşiş, armağan. |
| present-day | s. şimdiki, günümüzün. |