| İngilizce (english) | Türkçe (turkish) |
| tend | f., gen. to veya toward ile meyilli olmak; vesile olmak; yönelmek .red tending to purple mora çalan kırmızı. |
| tend | f. hazır bulunmak; den. halatın dolaşmasını önlemek için gözetlemek. tend on veya upon hizmet etmek .tend to k.dili. bakmak, dikkat etmek. |
| tendency | i. meyil, istidat, eğilim, şev; psik. yönseme. |
| tendentious | s. taraf tutan; şevli, meyilli. |
| tender | i., den. yardımcı gemi; gemiye ait olup yolcuları sahile getirip götüren kayık; lokomotife bağlı kömür ve su taşıyan vagon, tender; bakan veya hizmet eden kimse. |
| tender | f., i. arz ve teklif etmek, sunmak; huk. kira veya borç vermeyi teklif etmek; i., huk. borç karşılığında para teklifi; teklif olunan şey. tender one's resignation istifasını vermek. tender one's services hizmet teklif etmek. legal tender geçerli para. |
| tender | s. nazik, kolay üzülür, kolay incinir; ufak şeyden etkilenir; zayıf, olgunlaşmamış; müşfik, merhametli, şefkatli; dokunaklı, hassas; ince, narin, cılız; sevgi dolu, seven; dikkatli, incitmekten çekinir; körpe, gevrek, yumuşak. tenderly z. şefkatle . tenderness i. şefkat, yumuşak yüreklilik. |
| tender-mouthed | s.ağzı geme alışmamış (hayvan). |
| tenderfoot | i. (ço. foots, feet) Batı Amerika'nın çetin şartlarına henüz alışmamış kimse, güçlüklere alışkın olmayan kimse; başlangıç sınıfındaki erkek izci. |
| tenderhearted | s. müşfik, yufka yürekli, şefkatli. |
| tenderize | f. yumuşatmak (et). tenderizer i. eti yumuşatıcı bir madde. |
| tenderling | i. nazik büyümüş kimse; yeni çıkmış geyik boynuzu. |
| tenderloin | i. sığır veya domuz filetosu. tenderloin district cinayet ve ırza geçme gibi suçların islendiği ve polise rüşvet vererek kolaylıkla örtbas edildiği bölge. |
| tendinous | s. tendon cinsinden, kirişsi, veteri; veter dolu. |
| tendon | i., anat. veter, kiriş, sinir, kasların kemiklere yapışmasını sağlayan yapılar, tendon. tendon reflex veter üzerine vurulunca kasın mukabil hareketi. |
| tendril | i. asma veya sarmaşık filizi, bıyık. |