×
İngilizce Türkçe
stand i. duruş; durak, durulacak yer; durum; saksı koymaya mahsus sehpa veya ayaklık; portmanto; satış tezgâhı veya masası, işporta; satıcının durduğu yer; tribün; mahkemede şahit yeri; bir kimsenin bulunduğu yer; işlemez durum, çıkmaz; turnedeki tiyatro ekibinin kısa bir zaman kaldığı şehir; ormanda yetişen ağaçlar; belirli bir tarlada bulunan ekin;(İskoç.) takım. be at a stand duraklamak. take a stand fikrini açığa vurmak; taraf tutmak. take the stand davada şahitlik yapmak.
stand f. (stood) ayakta durmak, kaim olmak; durmak, ayakta kalmak; kalmak, baki kalmak; sebat etmek, tahammül etmek, çekmek, dayanmak; sabit olmak; inat etmek, ayak diremek; olmak, bulunmak; durmak; uymak, uygun gelmek; (İng.) aday olmak; den. gitmek, yol tutmak, doğrulmak; belirli bir ölçü uzunluğunda olmak; kalkmak, dikilmek; muteber kalmak; durdurmak, dikmek; yön göstermek; k.dili. ziyafet masraflarını ödemek. stand a chance ihtimali olmak. stand aside bir kenara çekilmek. stand back geriye çekilmek. stand by hazır beklemek; yakınında durmak; arka çıkmak, desteklemek; (sözüne) sadık kalmak; karışmamak, lâkayt kalmak, yardım etmemek; den. hazır olmak, alesta durmak. stand clear emniyette bulunmak. stand down mahkemede şahitlik ettikten sonra çekilmek. stand firm sabit durmak: stand for tarafını tutmak; yerine geçmek, temsil etmek; tahammül etmek, müsamaha etmek. stand in awe of korkmak; bir kimseye karşı korkuyla karışık saygı duymak. stand in for vekaleten vazifesini görmek. stand in with araları iyi olmak. stand off uzak durmak; razı olmamak. stand on de temel tutmak; üzerinde ısrar etmek; den. yoluna devam etmek. stand ones ground davasından vaz geçmemek, sebat etmek. stand on one's own two feet yardım beklemeden kendi işlerini idare etmek. stand out ileriye fırlamış olmak; göze çarpmak; karşı durmakta inat etmek. stand over dikkatle izlemek; tehir edilmek. stand pat değişikliğe karşı olmak, politika değiştirmemek. stand still hareketsiz durmak, kımıldamamak. stand to sebat etmek. stand together uymak, uygun olmak. stand to reason makul olmak, akla yatmak. stand treat başkalarına ikram etmek. stand trial muhakeme edilmek, yargılanmak. stand up ayakta durmak, ayağa kalkmak; (kullanılışında) dayanmak; doğru çıkmak; k.dili. randevuya gelmeyerek (birini) boşa bekletmek. stand up for bir kimsenin tarafını tutmak, taraftarı olmak. stand up to cesaretle karşılamak. stand up with nikah merasiminde (gelin veya damada) refakat etmek. Where does he stand on civil rights? Medeni haklara karşı tutumu ne?
{{ votes*1 }}
Favorilerim
    Geçmiş
    • stand

      İngilizce - Türkçe